Sanat Kendi Gerçeğini Yaratmaktır
Şu an size en yakın olan romanı ya da
hikaye kitabını alıp otuz dördüncü sayfasını açın. Bahsi edilen karakter,
gerçek mi? Hayır. Gerçek olabilir miydi? Belki. Peki, gerçek olduğu kabul
edilerek mi anlatılmış? Evet. İşte olay bu. Dünya üzerindeki tüm gerçeklikler
ve üzerinde varılan doğru veya yanlış yargıları bir kenara bırakarak bir amaç
güderek ya da gütmeyerek hislerinizin yön verdiği üslubunuzla hayal gücü
ağacınızda yetiştirdiğiniz elmaları başka insanlara sunmak. O zaman Sanat
nedir, ne değildir bundan bahsedelim.
Sanat (Estetik), Felsefe'nin duygulara dayandırılan
halidir. Us ve mantık temeli üzerine kurulu bir düşünce sistemi olarak
bahsedilebilecek Felsefe için sorulan "Nedir?" sorusuna her filozofun
ayrı bir yanıtı vardır. Jaspers, Felsefe'yi "Yolda olmak" olarak
tanımlarken Thibaudet "Felsefe her şeyin bilimi değil, bütünün bilimi
olarak tanımlanabilir." demiştir. Duyguları ölçüt alan Sanat'ın da ne
olduğu, ele alındığı çağa ve topluma göre değişiklik göstermektedir. Hegel'e
göre sanat maddeye sokulan ve maddeyi kendine benzeten sanatçının ruhudur. Maddeci
estetikçilerden H. Koch'a göre ise sanat öznel bir gerçekliği yansıtma
biçimidir. Kant, Grant Allen, Spencer ve Schiller gibi düşünürlerse Sanat'ın
bir oyun teorisi üzerine kurulu olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre Sanat
temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra amaçsız olarak yapılan ve hoşa giden
faaliyetlerdir. Bu görüş bazıları tarafından eleştirilmiş, oyunun fizyolojik ve
sosyolojik bir yansıma olduğu, bu sebeple iz bırakmadan kaybolabileceği
söylenmiş, bunun aksine sanatçının hayal gücü ve tekniğinin yüzyıllar boyu
devam edeceği savunulmuştur. Realistler de bir sanat eserinin gerçeği doğru
olarak yansıttığında güzel olabileceğini söylemişlerdir. Klasik akımının
etkisindeki Sanat'ta hakim olan sağduyu ve Romantizm akımıyla vurgulanan hayal
dünyası düşünüldüğünde Estetik insanlara kendi doğrularını yaratma şansı
sunmaktadır. Sanatın subjektif olduğunun en büyük kanıtı da kişiden kişiye
tanımının ve doğruluğunun değişiklik göstermesidir.
Ne olduğu konusunda dahi farklı yargıların
olduğu bir kavram olan Sanat, bir yerde insanlara hayatlarındaki gerçeklerden
kaçıp ruhlarını besleyecek olan hayal gücünün eseri olan gerçekliklere sığınma
fırsatıdır. Her sanatçı eserinde işlediği gerçeğini 'anlatırken' kendi
tekniğini kullanır, kendi ruhuyla yaratıcılığını ortaya koyar ve sonucunda
dünya gerçeklerinin üzerinde, duygulara yönelik bir gerçeklik sunar.
Bu sebeplerle Sanat bir sihir olarak
nitelendirilebilir. Farklı bir dünya düzenini anlatan bir kitap, olağanın
dışındaki değerleri barındıran bir şiir, insanın göremediği ama hissettiğini
görebilme imkanı veren bir heykel, her kişiyi farklı bir sonuca taşıyabilecek
bir tablo, insanın ruhuna dokunup onu bambaşka diyarlara sürükleyebilecek bir
beste... Bunlar sihir değil de nedir?
Sanatçı, eser ve alımlayıcılar ortaya
atılan gerçekliği oluşturan Sanat'ın üç unsurudur. Sanatçı kalbinin sesini
düşünceleriyle harmanlayıp gerçeğine eserinde can verir. Bu eseri anlayıp
takdir eden alımlayıcılar ise eserin anlattıklarında buluşurlar. Bu üç unsur
hakikatlerden kurtarılmış farklı bir dünyanın sahipleridir. Bu dünyadan yola
çıkıldığında da sanat özünde insanın duygularına hitap ederek onu akılla
temellendirildiğine inandırıldığı hakikatlerden kurtarandır.
Hayal gücünü kocaman bir bahçe olarak ele
alalım, uçsuz bucaksız. Sanatçı bu bahçede gece karanlığında dahi korkmadan
ilerleyen, insanoğlunun daha keşfetmediği bitkileri keşfeden, onları inceleyip
kendi süzgecinden geçirdikten sonra toplumla paylaşan ve dünyayı tepesine
çıktığı ağaçtan bakarak tasvir eden kişidir. Demek oluyor ki sanatçı bir yerde
bizlerin dahi sahip olduğumuzu bilmediğimiz duygularımızı bize anlatan, bunu
kendi gerçekliğinden bakarak yapan kişidir aslında. Çoğu filozofun gerçek
sanatçıları büyük birer deha olarak kabul etmesi de bu yüzdendir.
Tüm bunlardan dolayı sanat esasen kendi
hakikatini yaratabilme yeteneğidir.
Dilara İNAL
Yorumlar
Yorum Gönder