Anatomi Dersi
Grey's Anatomy 13. sezonunu bu hafta açıyor ve bu dizinin çok büyük bir takipçisi olarak iki üç şey kaleme almanın ihtiyacında olduğumu hissettim zira koca bir yazı yeni sezonu bekleyerek geçirdim.
Bilmem yazının devamının spoiler içerdiğini söylememe gerek var mı?
Genel olarak dizi izlemeyi severim, hatta filmlere tercih ederim çünkü olay örgülerine bağlanmak gibi bir huyum vardır. Bunun 120 dk sonra sona ereceğini bilmek de insanı üzüyor haliyle. Bir de yazarların yüzlerce sayfalara anca sığdırdığı yaşamların iki saat içine hapsolmasına da biraz alerjim vardır açıkçası.
Peki, Grey's'i ayrı bir köşeye koyma sebebim ne?
En temel nedeni ritmi. Her bölümde farklı vakaların incelenmesinin yanında karakterlerin farklı yönlerinin yansıtılması seyircinin dikkatini her an ekrana istiyor. Dopdolu bir 40 dk.
Bunun takibinde Meredith Grey'den çok şey öğrendiğimizi söylemek mümkün, dizinin müdavimleri olarak. Sadece ondan dersek diğer doktorlarımıza da ayıp etmiş oluruz tabi.
Ve gerçekçiliği. Ben tıp eğitimin köşesinden bile geçmedim ama ailemden edindiğim birinci el anılardan bu mesleğin ne kadar tüketici ama aynı zamanda tatmin edici olduğunu az çok biliyorum. İnsanların doktorlukları ve hayatları arasındaki dengeyi kurmaya çalışırken koşturmalarının bu dizide mükemmel yansıtıldığını düşünüyorum.
Sadece olay değil kişiler de. Çoğu film ve dizi bence başarısını ekranda hayat bulan karakterlerin sahiciliğine borçludur. Grey's'te bu konuda şüphe etmenize gerek yok.
Dünyada yaşanan hayatlar uçsuz bucaksız. Her birimizin öyküsü farklı. Ve her bölümde bir hastanın hikayesi dışarıda bir yerde birilerince yaşanıyor. Bizim olmayan anılardan ders çıkarma ya da en azından üzerinde düşünme fırsatı yakalıyoruz.
Ah bir de drama!
Eh be kardeşim, bir hastanede herkes mi birbirine aşık olur, birbirinin kardeşi çıkar? Bu yönü dizimizi kurgu yapan şey olsa gerek. Çünkü 12 yıl içinde Meredith'in iki kız kardeşi olduğunu öğrenmesi ve ikisinin de doktor çıkması oldukça dudak uçuklatıcı bir oran. Ya da Richard Webber'ın hayatına girmiş üç kadından ikisinin dünyaca ünlü doktorlar olması, ki aynı zamanda kendisi Meredith'in kız kardeşlerinden birinin biyolojik babası olur.
Son olaraksa insana vücudunu öğretmesi. Adını yabana atmamak gerek. Bazıları genel olarak ameliyat sahnelerini veya kanı biraz rahatsız edici bulabilir ancak ben her bölümde kendimi online bir tıp fakültesi dersi içinde gibi hissediyorum. Meraklıları için oldukça hoş denebilir.
Ve bahsettiğim sadece vücut anatomisi değil.
Karakterlerin yıllar içindeki değişimleri, insanların hayatlarında almak zorunda kalabilecekleri zor kararlar, ilişkiler arasındaki dengeler ve nicesi; hayatın anatomisinden bahsediyorum. Bu dizide onlar için de fazlasıyla örnek var.
Bir de aşktan daha güçlü bir bağlılık var aslında bu dizinin merkezinde. Dostluk. Meredith ve Cristina'nın hayran bırakan arkadaşlıkları. Bu 10. sezonun sonunda Cristina'nın İsviçre'ye gitmesiyle darbe aldı. Çünkü sevgi ne kadar güçlü olsa da mesafe her şeyi olduğu gibi bunu da bozuyor. Ama geçtiğimiz iki sezon umutluydum. Ve umutlarım karşılığını alıyor gibiyim, tam resmi bir açıklama olamamasıyla birlikte Cristina'nın dönüşüne dair bir çok ipucu mevcut. Çok değil, iki-üç haftaya öğrenmiş olacağım. O zamana kadar parmakları çaprazlamaya devam.
Bir de şarkı seçimleri var ki. Bence harikalar. Diziyi izlemeseniz de YouTube'dan soundtracklere bakabilirsiniz.
Artık her ameliyathaneye girdiğinde "Bugün hayat kurtarmak için güzel bir gün." diyecek bir Derek'imiz olmasa da Meredith hala 'sadece bardaki bir kız'. İzlemeyen anlamaz diyerek bazılarını kapı dışarı iter gibi olmak istemem ama burası tam da öyle.
Dilara İNAL
Bilmem yazının devamının spoiler içerdiğini söylememe gerek var mı?
Genel olarak dizi izlemeyi severim, hatta filmlere tercih ederim çünkü olay örgülerine bağlanmak gibi bir huyum vardır. Bunun 120 dk sonra sona ereceğini bilmek de insanı üzüyor haliyle. Bir de yazarların yüzlerce sayfalara anca sığdırdığı yaşamların iki saat içine hapsolmasına da biraz alerjim vardır açıkçası.
Peki, Grey's'i ayrı bir köşeye koyma sebebim ne?
En temel nedeni ritmi. Her bölümde farklı vakaların incelenmesinin yanında karakterlerin farklı yönlerinin yansıtılması seyircinin dikkatini her an ekrana istiyor. Dopdolu bir 40 dk.
Bunun takibinde Meredith Grey'den çok şey öğrendiğimizi söylemek mümkün, dizinin müdavimleri olarak. Sadece ondan dersek diğer doktorlarımıza da ayıp etmiş oluruz tabi.
Ve gerçekçiliği. Ben tıp eğitimin köşesinden bile geçmedim ama ailemden edindiğim birinci el anılardan bu mesleğin ne kadar tüketici ama aynı zamanda tatmin edici olduğunu az çok biliyorum. İnsanların doktorlukları ve hayatları arasındaki dengeyi kurmaya çalışırken koşturmalarının bu dizide mükemmel yansıtıldığını düşünüyorum.
Sadece olay değil kişiler de. Çoğu film ve dizi bence başarısını ekranda hayat bulan karakterlerin sahiciliğine borçludur. Grey's'te bu konuda şüphe etmenize gerek yok.
Dünyada yaşanan hayatlar uçsuz bucaksız. Her birimizin öyküsü farklı. Ve her bölümde bir hastanın hikayesi dışarıda bir yerde birilerince yaşanıyor. Bizim olmayan anılardan ders çıkarma ya da en azından üzerinde düşünme fırsatı yakalıyoruz.
Ah bir de drama!
Eh be kardeşim, bir hastanede herkes mi birbirine aşık olur, birbirinin kardeşi çıkar? Bu yönü dizimizi kurgu yapan şey olsa gerek. Çünkü 12 yıl içinde Meredith'in iki kız kardeşi olduğunu öğrenmesi ve ikisinin de doktor çıkması oldukça dudak uçuklatıcı bir oran. Ya da Richard Webber'ın hayatına girmiş üç kadından ikisinin dünyaca ünlü doktorlar olması, ki aynı zamanda kendisi Meredith'in kız kardeşlerinden birinin biyolojik babası olur.
Son olaraksa insana vücudunu öğretmesi. Adını yabana atmamak gerek. Bazıları genel olarak ameliyat sahnelerini veya kanı biraz rahatsız edici bulabilir ancak ben her bölümde kendimi online bir tıp fakültesi dersi içinde gibi hissediyorum. Meraklıları için oldukça hoş denebilir.
Ve bahsettiğim sadece vücut anatomisi değil.
Karakterlerin yıllar içindeki değişimleri, insanların hayatlarında almak zorunda kalabilecekleri zor kararlar, ilişkiler arasındaki dengeler ve nicesi; hayatın anatomisinden bahsediyorum. Bu dizide onlar için de fazlasıyla örnek var.
Bir de aşktan daha güçlü bir bağlılık var aslında bu dizinin merkezinde. Dostluk. Meredith ve Cristina'nın hayran bırakan arkadaşlıkları. Bu 10. sezonun sonunda Cristina'nın İsviçre'ye gitmesiyle darbe aldı. Çünkü sevgi ne kadar güçlü olsa da mesafe her şeyi olduğu gibi bunu da bozuyor. Ama geçtiğimiz iki sezon umutluydum. Ve umutlarım karşılığını alıyor gibiyim, tam resmi bir açıklama olamamasıyla birlikte Cristina'nın dönüşüne dair bir çok ipucu mevcut. Çok değil, iki-üç haftaya öğrenmiş olacağım. O zamana kadar parmakları çaprazlamaya devam.
Bir de şarkı seçimleri var ki. Bence harikalar. Diziyi izlemeseniz de YouTube'dan soundtracklere bakabilirsiniz.
Artık her ameliyathaneye girdiğinde "Bugün hayat kurtarmak için güzel bir gün." diyecek bir Derek'imiz olmasa da Meredith hala 'sadece bardaki bir kız'. İzlemeyen anlamaz diyerek bazılarını kapı dışarı iter gibi olmak istemem ama burası tam da öyle.
Dilara İNAL



Yorumlar
Yorum Gönder