Elmayla Nasıl Barıştım
Elmayla bir derdim yok aslında, pek de severim ancak Apple’la
arama koyduğum mesafeye çok dikkat ederdim. Hiç kullanmadım değil, ilkokul
dörtteyken iPod Touch’ım vardı, severdim mereti de kullanması çok güç gelirdi.
Yok iTunes’mus bilmem neymiş. Sonra yıllarca Android’in sadık yâri oldum.
Peki, neden elmayla barıştım?
Mühendislik, mimarlık öğrencisi falan değilim ancak o ya da
bu şekilde son zamanlarda nereye gitsem dizüstü bilgisayarımı yanımda götürmek
zorunda kalıyordum. Sizinkileri bilmem ama benim 6 yıllık emektar Toshiba’m
biraz tosundur. Elde taşınacak gibi değil, mecbur sırt çantası. Bir süre sonra
ağrıtıyor tabii. O zaman kafaya koydum bir sonra alacağım kesinlikle hafif bir
şey olacak. Zaten teknik anlamda gözüm yükseklerde değil ben Google Drive –
Word – Excel çerçevesinde gezinen biriyim. E-posta kutusunda yaşıyorum. İşlerim bunlarla sınırlı hemen hemen yani. Biraz
da dizi izliyorum. Biraz derken günün birkaç saati.
Sanırım emektar bu kararı vermemi bekliyormuş, çok değil birkaç
hafta sonra bir kapandı ki kapanış o kapanış. Günlerce açılmadı. Şarj tak
çıkar, yeniden dene. Yok.
Servise gittim, ne zaman geri veririz bilemiyoruz dediler.
Tabi bilgisayarı açamadan teşhis de koyamıyorlar.
Bilgisayar zaten yaş almış, gözüktü bana teknolojik market yolu. İnce ve hafif olsun ama
ekranı çok küçük olmasın deyince opsiyonlar kısıtlı. Dediğim gibi işin
teknolojik boyutunda da değilim.
Sonuçta kucağımda bir MacBook Air’la çıktım.
Hep derler “Bir iPhone kullansan çok rahat edersin.”. Zerre
inanmazdım. Dışarıdan bakınca kompleks bir bilinmezlikti çünkü Apple sadece.
Ha, şu an değil mi? Bilmediğim zibilyon şey var ancak son 24
saatte bu bilgisayarda geçirdiğim zamanın her saniyesi çok keyifliydi. Teknoloji
deyince konudan kopuveren ben şunu dediysem yiğidi öldür hakkını yeme demek
lazım.
Elmayla işte böyle barıştım.
Yorumlar
Yorum Gönder