Kayıtlar

Kitap İncelemesi, Biraz da Kadın

İkinci Yarısı koymuş ismini Ece Temelkuran ama birinci yarısıyla bezeli olduğunu söylemiş aynı zamanda kitabın. Bir nevi ikinci yarıya adım atmış Temelkuran’dan birinci yarıdakilere öğütle karışık düşüncelerle dolu. Ama bundan, çıkarılmış ders ve edinilmiş şahsi fikirlerden fazlası var gözlere çarpan. Kitabın dokunduğu her şey bu topraklara bir şekilde yolu düşmüş herkesin aşinalık hissedecekleri ile dolu. Çünkü kitaptaki her şey buralardan açılıyor dünyaya. Aşklar da buradan başlıyor yolculuğuna, kadın da. Müzik ve sanat da. Reklam filmleri bile.    Temelkuran’ın İkinci Yarısı ilk kez 2011 yılında tanışmış okurlarıyla. Everest ve Can Yayınları’nda bulmak mümkün. Şahsi fikrim, Everest’in kapağının kitabın ruhuna daha bir yakıştığı yönünde. Bir göz attığınızda ne demek istediğimi rahatça göreceksiniz. Doksan dört yazı var içinde kitabın, doksan dördü de bambaşka şeylerden bahsediyor. Onlardan üç tanesini daha bir ayrıntılı ele almak isterim. “Regl” gibi her yerde sık sık yazı...

Ölenle Ölünüyor

10 Aralık Beşiktaş Patlaması da var artık listede ne yazık ki. Kendimi en iyi yazarak ifade ettiğime inansam da böyle zamanlarda sözcüklerin arasında kayboluyorum aslında. Herkes gibi az çok. Nasıl zamanlar? İnsanı yakan, kalbini acıdan kıvrandıran, çaresizlikten nefeslerini zorlaştıran. Belki sen değilsin oradaki ama sen de öldün. Ölenle ölünmüyor diyorlar ama bir hayli yanılıyorlar. Biri ölünce, birinin anneliği ölüyor. Çocuklar ölüyor. Baba ölüyor. Bir sevgili ölüyor. Bir doktor ölüyor. Bir hasta ölüyor, doktoru öldüğü için. Bir öğretmen ölüyor, bir sınıf dolusu çocuk yasta. Kağıtlara basılmamış bir kitap ölüyor. Kulakların daha önce hiç duymadığı bir şarkı ölüyor. Planlar, hayaller ölüyor. Yatırımlar var, öyle ya da böyle, öksüz kalıyorlar. Amaçsız, bir başına. Birinin komşuluğu yaralanıyor, birinin arkadaşlığı eksiliyor. Ağızdan hiç çıkmamış sözler ölüyor. Bunu duyan, alakasız, belki dünyanın bambaşka bir yerindeki birinin gülümsemesi ölüyor. İnsanların cesareti ö...

Bu Seçim Hemşire, Başka Seçim

Malumunuz, 5 Aralık'ta Kadın Hakları bir gündeme gelir. 1934'e ithafen. Gelmeli de. Az buz mesele değil, dünyada birçok ülkeden önce kadına tanınan siyasal haklar bunlar. Ama ülkemizdeki tablo burada bir terslik var dedirtiyor bana. Kadın düşün, muhtar olabiliyor. Olmuş. Kadın var, belediye başkanı olabiliyor. Olmuş. Kadın, milletvekili olabiliyor. Olmuş. Yine aynı kadın, başbakan olabiliyor. Gerçekten de olmuş. O kadın, cumhurbaşkanı da olabiliyor. Henüz olmamış. Sen tut bu siyasi haklarla süslediğin, bezediğin o kadını al okutma. Dörtlü eğitim sistemlerinde boğulmasına göz yum. Sen git o kadının annesine babasına 16,17'sinde evlendirme izni ver. Daha dur, küçükken evlendirilince de bunlar toplum gerçeği, de. Devamı var. Sen aynı kadın kocası tarafından yüzü dağıtıldığında, evlilikte böyle şeyler olur, de. O kadın 48 yerinden bıçaklanarak öldürüldüğünde mahkemeye kravat takarak gelen adama yıldız ver. Kadın tecavüze uğradığında, o etek giyilir mi, de. Boşanmayı seçe...

Her Türlü Rıza

Öyle vekillerimiz var ki tek amaçları bizi en kötüsüne hazırlamak. Gerçekten, onlara çok şey borçluyuz. Gecenin bir saati alelacele geçirilmeye çalışılan bir istismarcı kurtarıcılığı heyecanını başka hangi ülkede yaşardık yoksa?  Bu 'önerge' üzerine söylenecekler söylendi. Yapılacaklar yapıldı, çorbada umarız tuzumuz olmuştur. Ama eninde sonunda bize sadece bu olay yaşandığı için uzun bir süre daha duyulacak bir utanç kaldı.  Benim ciddi anlamda aklıma takılan bir durum var buradan doğan. Tecavüz ettiğin kişi eşinse bu seni masum mu yapar? Bu soruya verilen yanıt evet olmalı ki suçluyu mağdurla evlendirerek aklamaya çalışmışlar.  Yakın geçmişe şöyle bir bakıldığında tecavüz edenin karı/koca da olabileceğini açıkça belirtilen bir ifade eklenmiş - bunun için geç kalınmış o ayrı mevzu.  Biriyle evlenmek kişinin tapusunu karşısındakini vermesi değildir. Evet, sözü size yöneltilmiş bir "Her türlü cinsel ilişkiye rızanız var mıdır?" sorusuna cevap değildir. Evli...

İş Yıkmak / İş Vermek

Başlıktaki taksim işaretinden de anlaşılacağı gibi bu ikisi aslında farklı şeylere tekabül ediyorlar.  İş vermekten kast edilen birinin veya birilerinin başka biri ya da birilerine herhangi bir sorumluluğu devretmesi olarak basitçe tanımlanabilir.  Bir görev vardır ve bu göreve dair belli başlı bilgiler. Bu bilgileri de görevle birlikte iletirsiniz. Buna birine iş vermek denebilir.  Ama iş yıkmak tamamen farklı bir kafa. Bu sorumluluktan kaçmanın, koşarak uzaklaşmanın başka bir tabiri. Apar topar buyur bu senin işin deyip arazi olmak. Başkaları hakkını konuşamam belki ama biri benden bir şey isteyince ben de karşılığında belli taleplerde bulunurum. İşi yapmak için bir zaman aralığı, bu iş için gereken iletişim bilgileri, karşı tarafın kafasındaki tasarı vd.  Çünkü bunlar olmaksızın ortak bir beğeninin ürününün çıkacağına inanmam. Bu süreçte işi 'veren'in vereceği bilgileri beklerim.  Daha komik bir mevzu işe işi isteyenin de bu bilumum bilgilerden bihaber...

Anatomi Dersi

Resim
Grey's Anatomy 13. sezonunu bu hafta açıyor ve bu dizinin çok büyük bir takipçisi olarak iki üç şey kaleme almanın ihtiyacında olduğumu hissettim zira koca bir yazı yeni sezonu bekleyerek geçirdim. Bilmem yazının devamının spoiler içerdiğini söylememe gerek var mı? Genel olarak dizi izlemeyi severim, hatta filmlere tercih ederim çünkü olay örgülerine bağlanmak gibi bir huyum vardır. Bunun 120 dk sonra sona ereceğini bilmek de insanı üzüyor haliyle. Bir de yazarların yüzlerce sayfalara anca sığdırdığı yaşamların iki saat içine hapsolmasına da biraz alerjim vardır açıkçası. Peki, Grey's'i ayrı bir köşeye koyma sebebim ne? En temel nedeni ritmi. Her bölümde farklı vakaların incelenmesinin yanında karakterlerin farklı yönlerinin yansıtılması seyircinin dikkatini her an ekrana istiyor. Dopdolu bir 40 dk. Bunun takibinde Meredith Grey'den çok şey öğrendiğimizi söylemek mümkün, dizinin müdavimleri olarak. Sadece ondan dersek diğer doktorlarımıza da ayıp etmiş oluruz t...

Cepte Radyo Taşıyamamak

Teknolojiye pek çok şey borçluyuz. Fakat 'akıllı' telefonlarımızdan radyoyu çıkarması bunlardan biri değil. Birkaç ay evvel telefonumu değiştirdim, halihazırda kullandığımın iki üst modeline geçtim. Çoğu özelliğinden de memnunum ancak radyo imgesini bir türlü bulamayınca bir telaşa kapıldım. Prospektüs, kullanım kılavuzu ve bilumum açıklayıcıları okumayı çok severim. Kılavuzda da radyoyu bulamayınca gerçekle yüzleştim. Nedenini bilmiyorum ama radyo uygulamalarının kullanımını arttırmak gibi ticari bir kaygı olduğunu düşünüyorum bunun arkasında. El mecbur o uygulamaların birkaçını indirdim ve hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde memnun kalmadım. Yayın kalitesi bir yana radyo dinleyebilmek için internete mahkum kalmak oldukça can sıkıcı. Playlistlerimiz akla geliyor bu durumda da. Evet, benim telefonumda da yüzlerce şarkı yüklü. Severek dinlediğim, seçerek yüklediklerim hem de. Ancak gelin görün ki oradan dinlemek asla kaliteli bir radyo programını dinlemenin yerini tutama...