Kayıtlar

Çanakkale Ruhu İnanmaktır

Resim
"Ölmeden mezara koydular beni.” der türküde. İşte bu tek cümle anlatır aslında bu savaşı. Hayatlarının daha baharında ölmeyi kabullenmişti çünkü bu toprağın insanı. Boyun eğmemiş, vatanın dört bir yanından Çanakkale’ye gidip düşmanın mermisini karşılamıştı göğsünde. Anneler, babalar belki kesmişti umutlarını evlatlarından ancak vatanlarından asla! Çanakkale’yi, Çanakkale yapan Türk milletinin karakterinde gizlidir. Vatan, millet sevgisinde, cesaretinde, mertliğinde, azminde saklıdır bu destanın yazarları. Bu zafer toprak uğruna canını veren güzel insanların kanlarıyla yazdığı bir destandır. Türk milletinin göğsündeki nişanıdır gururla taşıdığı, atasına minnet duyduğu. Çanakkale geçilmez! Neden? Çünkü Çanakkale kutsal topraktır, vatan uğruna kendini feda etmiş bu kulların kanlarıyla, umutlarıyla, azimleriyle suladıkları çiçeklerin yetiştiği topraktır. İnsanın basmaya kıyamadığı topraktır. Çanakkale öyle elini kolunu sallaya sallaya geçilmez, çünkü bu şehir, kocaman bir ulusu g...

Ülkemizin Vicdan Yaraları

Gazetecilikte çok başarılı ve üretken bir ülkeyiz doğrusu. Özgürlükleri kısıtlanmamış, kalemi hür, gür sesli gazetecilerimizin yanı sıra halkımız da ülkede haber çıksın diye canla başla çalışıyor. Uzmanlık alanımız ise üçüncü sayfa haberleri! İnsan durup düşünüyor, Türkiye nasıl başarılı dram-korku filmleri çıkaramaz diye. Elimizin altında bu kadar profesyonel bir cast varken hem de! İşin latifesi bir yana; kendi vatandaşımızdan nefret eder, korkar ve tiksinir olduk. Bunu belirtirken de en ufak bir tereddüt yaşamıyoruz, ne acıdır ki. Özgecan'ın nasıl vahşice katledildiğini hepimiz okuduk. Sosyal medyadaki haklı yankısını da duyduk. İnsanların vicdanlarının hala duyulur mesafede olduğunu görmek çok güzel ancak bir türlü yaralarından ders çıkarmayan bu ülkede böyle olayların bir daha yaşanmayacağını söyleyebilmek mümkün mü? İleride mümkün olacak mı? Hepimiz az çok bu soruların cevaplarını tahmin ediyoruz. Kadına şiddette bir dünya markası haline geldik. Listelerden inmez olduk.  ...

Sanat Kendi Gerçeğini Yaratmaktır

Şu an size en yakın olan romanı ya da hikaye kitabını alıp otuz dördüncü sayfasını açın. Bahsi edilen karakter, gerçek mi? Hayır. Gerçek olabilir miydi? Belki. Peki, gerçek olduğu kabul edilerek mi anlatılmış? Evet. İşte olay bu. Dünya üzerindeki tüm gerçeklikler ve üzerinde varılan doğru veya yanlış yargıları bir kenara bırakarak bir amaç güderek ya da gütmeyerek hislerinizin yön verdiği üslubunuzla hayal gücü ağacınızda yetiştirdiğiniz elmaları başka insanlara sunmak. O zaman Sanat nedir, ne değildir bundan bahsedelim. Sanat (Estetik), Felsefe'nin duygulara dayandırılan halidir. Us ve mantık temeli üzerine kurulu bir düşünce sistemi olarak bahsedilebilecek Felsefe için sorulan "Nedir?" sorusuna her filozofun ayrı bir yanıtı vardır. Jaspers, Felsefe'yi "Yolda olmak" olarak tanımlarken Thibaudet "Felsefe her şeyin bilimi değil, bütünün bilimi olarak tanımlanabilir." demiştir. Duyguları ölçüt alan Sanat'ın da ne olduğu, ele alındığı çağa ve ...

#KızGibi

Resim
Ne demektir "kız gibi"? Kız gibi davranma. Kız gibi kıkırdama. Kız gibi yürüme. Kız gibi vurma.  Bu cümlelerin hepsi biz kabul etmek istesek de istemezsek de aşağılama içeriyor. Çünkü hepsi güçsüzlüğe, kırılganlığa ve feminenliğe işaret ediyor. Sanki bunlar utanılması gereken özelliklermiş gibi 'kız' etiketi yapıştırılıyor üzerlerine. Ve bunları yaparken kimse gerçek kızların üzerinde nasıl bir etki yaratacağını bilmiyor. Orkid belki de tarihinin en başarılı reklam filmini hazırlayarak çok doğru bir noktaya parmak basıyor. Genç bayanlara soruyor. "Kız gibi koşmak deyince aklınıza ne geliyor?" Ekranda aslında günlük hayatlarında hiç de yapmadıkları bir şekilde, abartılı jestlerle 'koş'tuklarını görüyoruz. Öyle yapmaları gerektiğine inandırılışlarını izliyoruz. Ardından küçük kız çocukları geliyor. Kadın erkek eşitsizliğinin hakim olduğu gerçek dünyayla daha tanışmamış, top oynayan arkadaşını görünce "Ahmet yapabilirse ben de yaparım."...

Yarın

Yeni yılın ilk gününü bitirdik ve artık 2015 o kadar da yeni bir yıl değil. Değişen hiç bir şey olmadı dünden bu güne, diyerek ne saçma bir mizah anlayışının altına imzamı atacak ne de karamsar bir duruş sergileyeceğim. Sadece demek istediğim gelen yeni yılın sizler yeni bir şeyler yapmadan o kadar da önemli olmadığı. Değişen takvim yaprağının çok da bir şey ifade etmediği. Bu gün, 1 Ocak 2015, kaçımız farklı bir şey yaptık? Hangimiz yeni yıla dair aldığımız kararları uygulamaya başladık? Bu soruya gelen yanıtların çoğunun olumsuz olacağını tahmin ediyorum. Ve işte olay da bu. Yeni yıl dediğin gelen yeni fırsatlardır ve onları yakalayıp değerlendirmek de bizlere düşer. Kıymetini bilmediğimiz takdirde yaşanan bir günün öncekilerden hiçbir farkı kalmaz. Eğer bir şeyi istiyorsak. Bunun için çabalamalıyız. Çoğumuz 2014'ün son günlerin bir çok farklı sosyal ağdan yeni yılla ilgili güzel dileklerde bulunduk. Sevdiklerimizi iyi dileklerimizi ilettik. Dilemek bedava, değil mi? Yarın...

Hatalara Yol Verin

Gençler hata yapar. Çocuklar hata yapar. Yetişkinler de hata yapar. Ve ders çıkarırlar. Hatalar ders almak içindir. İnsan ders çıkardıkça geliştirir kendini, doğruyu böyle bulur. O zaman neden bu korku potansiyel hata olan her karara? Hata yapmazsanız yerinizde sayarsınız. İlerleyemezsiniz de.  O yüzden karar verirken çekinmeyin. Bırakın yanlış olacağı varsa olsun. Bir sorun da çıkıversin. Çıkıversin ki siz o problemi nasıl giderebileceğinizi öğrenin. Karar veren ya da çoktan kararını vermiş biri içinde evhamlanıp ortalığı ayağa kaldırmayın. Tıpkı yetişkinlerin gençler için yaptığı gibi.  Evet, yetişkinlerin görevlerinden biri de çocuklarını geri dönülmez hatalar yapmaktan korumaktır.  Ama çoğu hatanın geri dönüşü vardır ve tüm hatalar bir hayat dersidir. Bu yetişkinlik işine kendini fazla fazla kaptıran yetişkinlerimiz bazen cidden çizgiyi aşıyorlar. Bir birey olarak atacağımız her adımda elimizi tutmak istiyorlar. Buna gerçekten gerek var mı? Kü...

Anlaşabilsek

Erkekler kadınları anlamadıklarından şikayet ederler. Bizim anlaşılması güç olduğumuzu söylerler. Derler ki bu yüzden kavgalar, tartışmalar, küslükler. En ufak bir hatalarında dillerine pelesenk ettikleri bir laf vardır: "Ben bu kadın milletini anlamıyorum, kardeşim yahu!". Merak etmeyin. Biz de sizi anlamıyoruz. Ama sizden farklı olarak anlıyormuş gibi yaparak iletişimi sürdürüp durumu lehimize çeviriyoruz. Yoksa inanın ki "Acaba neyi kast etti?" sorusu bizim de içimizi yiyor. Tamam, iki tarafın da karşı tarafı tam olarak anlayamadığı aşikar. Peki, neden? Erkeklerin kadınları çözememe nedenleri fazla düz düşünmeleri. Her duyduklarını ilk anlamlarıyla tartmaları. Evet'lerin altında yatan Hayır'ları bir türlü görememeleri. "Sen bilirsin." lafının aslında "Elbette benim dediğim gibi olacak." anlamına geldiğine fark ettiklerinden beri çok da bir gelişme gösteremediler maalesef. Ya biz, kadınlar? Evet, ayrıntıcı düşünmek güzeldir, bir yer...