Kayıtlar

Bekleme Koltukları

Ben küçüklüğümden beri havalimanlarına bayılırım. Temizdirler. Yaz kış sıcaklık ortalamaları pek değişmez. Genelde büyük camları olur. Bir sürü kontrolden geçersiniz, güvenlidir. Bekleme koltukları karşılaşabileceğiniz en rahat mobilya olmasa da boş bir tane bulunca çok sevinirsiniz. Yiyecek ve içecekler normaldekinden daha pahalıdır. Bu biraz canınızı sıkar.  Bir şey almayacak olsanız da duty freelerde gezmek keyiflidir.  Onlarca, yüzlerce kapının ardından bekleyen uçaklar dünyanın her bir yanına gidiyordur ve siz de birazdan onlardan birine bineceksinizdir. Çok tatlı bir heyecandır bu. Hele de tatil için çıkıyorsanız.  Tahmin ediyorum çoğu kişi hemen hemen bunları düşünüyordur. 28 Haziran 2016 akşamı Atatürk Havaalanı'da olanlar da sadece ayakta beklemek zorunda olduklarına veya uzun pasaport kontrolüne can sıkıyor olmalıydılar. Ölümle burun buruna geldikleri için korkuyor değil. Onların yakınları da telefon başında sağ olup olmadıklarına telaş yapıyor olmamalıydı...

Farklı Gündemlerin İnsanlarıyız

Televizyonda kanaldan kanala gezerek vakit öldürürken Öteki Gündem'e rastlayınca aradığımı bulduğumu fark ettim.  Adı üzerinde, öteki, herhangi bir haber kanalında sıkça rastlayamayacağınız, meselelerden bahsediliyor. Aslında ötekileştirdiğimiz ancak esas mevzular bunlar. Gerçekten konuşulması gereken. Üzerine kafa yorulması gereken meseleler, en azından bana sorarsanız.  Ne kadar doğru bilgiler sunuluyor bunun tahlilini yapacak yeterlilik değilim elbette ama ortalama bir vatandaş olarak tatmin edici bulduğumu söyleyebilirim.  Geçen hafta, yanlış hatırlamıyorsam Vatikan ve Katolik Hristiyan câmiasıydı gündem. Bu hafta ise Dünya Dışı Zeki Varlıklar. Başka yaşam formlarına inanırsınız, inanmazsınız o sizin bileceğiniz. Şahsen ben de gözümle görene dek emin olamam ancak içten içe de kuvvetli bir inancım olduğunu söyleyebilirim bu yönde. Bu yazıyı yazma nedenim bunu tartışmak değil.  Beni klavye başına iten şey programı izlerken kendimi ne kadar işsiz hissettiğim o...

Eğitim ki Ciddi Bir Meseledir

Okulların iki hafta geç açılacağı açıklandı. Minik öğrenciler eminim ki çok mutludur. Ancak benim gibi gelecek kaygısına sahip, memlekette ilgilenen vatandaşlar çoktan bu konuda aksi görüşlerini belirtmiştir.  Koskoca iki haftadan bahsediyoruz. Oyun değil, şaka değil.  Tabi, zaten üç dört günü Kurban'la 'kaynayacak', hatta aileler önceki hafta sonu ile birleştirecekler diyenleri duyar gibiyim. Doğrudur. Ancak bunlar böyle bir ertelemeye sebep olamazlar. Bunlar sadece bahanedir.  Gerçek sebep bilindiği üzere turizm. Ülkemizin gözdesi, bacasız sanayimiz. Tatil beldeleri okulların açılması sebebiyle yerli turistlerin düşeceği endişesi içinde. Haklı olarak. Buna lafımız yok. Her sektör kendi derdinde elbette. E, peşinden de bayram tatili geliyor. Hiç oluk oluk akan turist musluğu kesilir mi?  Burada olay eğitim öğretimden verilen üç beş günün derdi değil. Burada mesele turizm gelirlerindeki düşüşü engellemek amacıyla bu ülkede çok rahat bir şekilde eğitimde düşüşe...

Biraz Şiir

Resim
Saatin tik takları çarparken yalnızlığıma, Kağıt hışırtıları eklendi onlara Sonra titrek bir kalem sesi… Sanki yazmaktan korkar gibiydi kalem Masanın diğer ucundaki fincandan dumanlar yükseliyordu alayla Yüreğinin derinlerine gömdüğü kelimeleri kağıda dökmek, Çıplak hissettir miydi insana? Bulutların arasından çıkan güneş vuruyordu pencereme arsızca  Baktığı yerde onun gözlerini görmek, İnsana bir lütfu muydu Tanrı’nın, Yoksa aşk kokan laneti mi?  Uçuşan küçük toz zerrecikleri, Sizler gibi tasasız olabilir miydi insan? Acelesiz ve dingin… Dilara İNAL  #şiirheryerde 

Hikaye Bi' An Meselesidir

Hikaye bir ‘an’ meselesidir. Bir an geliverir ki yüreğiniz dolar, kaleminizden kağıda akar ve duygular bir iki karakterde, belki bir odada ya da arabada veya bir sahnenin kulisinde can buluverir. Birdenbire hem de.  Olağanca kuvveti ile doldurur satırları. Beliriverdiği gibi de yok olur. Ama etkisi… O etkisi bazen sizi saatler, hatta günlerce kolları arasında tutar. Hikayenin gücü budur. Kalbinize atılan minik bir oktur o. Saniyenin onda birinde saplanır, belki de daha az bir sürede. Ancak onu çıkaracak cesareti bulmanız, çıkarmanız, yarayı sarmanız vakit alır. O yaranın iyileşmesi ise daha çok vakit. Hikaye sihirlidir. O sihri yaratan ise hayal gücünü halka açan yazardır. Aklından geçen ve yüreğini dolduranları diğerleri ile paylaşma cesaretini gösterendir.  İnsanın edebiyatla el ele verdiği o noktada, kenetlenen parmaklar arasına saklanan hikayedir.  Bu yüzden diren kısa hikaye, hayat seninle daha güzel. #direnkısahikaye 

Çanakkale Ruhu İnanmaktır

Resim
"Ölmeden mezara koydular beni.” der türküde. İşte bu tek cümle anlatır aslında bu savaşı. Hayatlarının daha baharında ölmeyi kabullenmişti çünkü bu toprağın insanı. Boyun eğmemiş, vatanın dört bir yanından Çanakkale’ye gidip düşmanın mermisini karşılamıştı göğsünde. Anneler, babalar belki kesmişti umutlarını evlatlarından ancak vatanlarından asla! Çanakkale’yi, Çanakkale yapan Türk milletinin karakterinde gizlidir. Vatan, millet sevgisinde, cesaretinde, mertliğinde, azminde saklıdır bu destanın yazarları. Bu zafer toprak uğruna canını veren güzel insanların kanlarıyla yazdığı bir destandır. Türk milletinin göğsündeki nişanıdır gururla taşıdığı, atasına minnet duyduğu. Çanakkale geçilmez! Neden? Çünkü Çanakkale kutsal topraktır, vatan uğruna kendini feda etmiş bu kulların kanlarıyla, umutlarıyla, azimleriyle suladıkları çiçeklerin yetiştiği topraktır. İnsanın basmaya kıyamadığı topraktır. Çanakkale öyle elini kolunu sallaya sallaya geçilmez, çünkü bu şehir, kocaman bir ulusu g...

Ülkemizin Vicdan Yaraları

Gazetecilikte çok başarılı ve üretken bir ülkeyiz doğrusu. Özgürlükleri kısıtlanmamış, kalemi hür, gür sesli gazetecilerimizin yanı sıra halkımız da ülkede haber çıksın diye canla başla çalışıyor. Uzmanlık alanımız ise üçüncü sayfa haberleri! İnsan durup düşünüyor, Türkiye nasıl başarılı dram-korku filmleri çıkaramaz diye. Elimizin altında bu kadar profesyonel bir cast varken hem de! İşin latifesi bir yana; kendi vatandaşımızdan nefret eder, korkar ve tiksinir olduk. Bunu belirtirken de en ufak bir tereddüt yaşamıyoruz, ne acıdır ki. Özgecan'ın nasıl vahşice katledildiğini hepimiz okuduk. Sosyal medyadaki haklı yankısını da duyduk. İnsanların vicdanlarının hala duyulur mesafede olduğunu görmek çok güzel ancak bir türlü yaralarından ders çıkarmayan bu ülkede böyle olayların bir daha yaşanmayacağını söyleyebilmek mümkün mü? İleride mümkün olacak mı? Hepimiz az çok bu soruların cevaplarını tahmin ediyoruz. Kadına şiddette bir dünya markası haline geldik. Listelerden inmez olduk.  ...